in

Müzik yeteneği, zeka ve teknoloji üzerine – Aydınlık Gazetesi

muzik-yetenegi,-zeka-ve-teknoloji-uzerine-–-aydinlik-gazetesi

Müzik yeteneği, zeka ve teknoloji  üzerine

FÜSUN İKİKARDEŞ

Sanal alemde yüzyüze söyleşi olanağı, ‘korona’nın bize bir getirisi oldu adeta. Daha önce Ozan Tunca ile röportaj yapmak istesek Eskişehir’e gitmek ya da onun İstanbul’da olduğu zamanı kollamak gerekecekti. Yer belirlenecek, fotoğraf çekimi için bir arkadaş ayarlanacak… Bir söyleşi için saatler, günler gerekecek. Şimdi, bize 40 dakika zaman ayırmasını rica ettik, saat belirledik ve ekranda sohbetimize başladık. Karşınızda Anadolu Üniversitesi Yaylı Sazlar Ana Sanat Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Ozan Evrim Tunca…

ÜNİVERSİTE SINIRLARININ ÖTESİ

  • Anadolu Üniversitesi Devlet Konservatuvarı‘nda profesörsünüz. Nasıl bu noktaya geldiniz?

Ankara Devlet Konservatuvarı‘nı 1999 yılında bitirdikten sonra ABD’ye yerleştim. Louisiana ve Florida Eyalet Üniversitelerinde yüksek lisans ve doktora eğitimimi tamamladım. On yıl sonra Türkiye’ye döndüm, Eskişehir Anadolu Üniversitesi Devlet Konservatuvarı’nda akademik çalışmalarım devam etti, beş yıl önce de profesör oldum.

  • Dahi çocuk muydunuz?

Biraz hızlı oldu ama doğru zamanlamalarda yürüdü. Aslında konservatuvarı normal zamanında bitirdim, sonra 3 yıl master, 3 yıl doktora çalışmaları sürdü, birkaç yıl ABD‘de bir orkestrada çalıştım. Sonra Türkiye’ye dönmeye karar verdim.

  • Okul dışında da aktif bir müzik hayatınız var…

Çok genel olarak söylersek Hezarfen Ensamble adlı modern müzik topluluğunda çalıyorum. Onunla Türkiye ve yurtdışında pek çok konserimiz oluyor. Ayrıca Ulucan Trio diye Özcan Ulucan ve Birsen Ulucan ile birlikte bir tromuz var. Onlarla da konserlerimiz oluyor, birkaç defa Bulgaristan’a gittiğimiz oldu. Kendimce solo resitaller, konçertolara da yetişmeye çalışıyorum.

  • Ulucan trio nedir? Oda müziği mi yapıyor?

Tamamiyle klasik batı müziği tarzında bir üçlümüz var. Birsen Ulucan piyanist, Özcan Ulucan kemancı, ben de çellistim. Üçlü olarak her yıl 5-6 konser veriyoruz. Bazen 8-10’u da buluyoruz.

GÖRÜNTÜLÜ SESLİ MÜZİK KİTABI

  • Bir de kitabınız var, bahseder misiniz?

60 Dakikada Klasik Müzik adlı bir kitabım var, 2009 yılında çıkmıştı. Onun interaktif bir versiyonunu da yaptık. Şöyle oluyor: Tablet ya da telefonda da o kitabı okuyabiliyorsunuz. Videolar var, tıladığınız zaman videoları izleyebiliyorsunuz. İçinde Eftal Altuğ’un mizah videoları var, İbrahim Yazıcı, ‘Orkestra şefi ne demektir? Neden ihtiyaç duyarız?“ diye bir video gönderdi. Zengin görselleri ve içeriği olan çok hoş bir çalışma oldu.

  • Prodüksiyon burada mı yapıldı?

Burada, Anadolu Üniversitesi’nde çalıştığım bir arkadaşım yaptı. Hatta bir de İngilizce versiyonunu yaptım, 90 Dakikada Klasik Müzik (Classical Music in 90 Minutes) diye bir versiyon yapmış olduk.

  • İngilizcesi 90 dakikaya mı çıktı?

Orada opera ve baleyi ekledim, biraz daha uzun tutmuş olduk. İkisine de “kobo.com” adresinden ulaşılabilir. Oldukça geniş bir elektronik kitap sağlayıcı bir firma. Kitap ayrıca storytel adlı sesli kitap uygulamasında da yayında. Ordan ulaşılabiliyor.

3-6 yaş için biraz daha küçükleri de var. Ortasında bir oyuk var, yay yerleşiyor ve çocuk ön kol çalışmayı öğreniyor. Doğru açıdan gitmeyi öğrenebiliyor.

AMERİKA’DA CAZ VE KLASİK MÜZİK

  • Klasik müziğin anayurdu Avrupa, ama siz Amerika’da akademik eğitim aldınız. Neden gittiniz neden döndünüz?

Çok iyi bir çello hocasına gittim. Türkiye’den Ümit İşgörür, beni dinlemişti, mezun olduğumda ona danıştım. Yurtdışında hangi hocaya gitmemi önerirsin, diye sordum. Amerika’da Louisiana‘ Denise Parker’ı önerdi. Kendisine bir kaset gönderdim, bir ay sonra yanıt geldi: “Kasetini dnledim, çok beğendim, seni buraya davet etmek isterim.” Tabi çok sevindik.

  • Maliyeti yüksek?

Eczacıbaşı Vakfı’na başvurduk. Annem de onların bir ürününün distribütörü, halen de öyle… Burs için başvurdu, onlar da değerlendirdiler. Dört yıl üst üste burs verdiler, çok büyük katkı oldu. İlk uçak parası çok büyük bir miktardı. İlk gidişimden sonra şehirdeki iki senfoni orkestrasının sınavına girdim. Kazandım ve artık kendi ekmek paramı, ihtiyaçlarımı karşılayacak bir para kazanmaya başlamış oldum. Yabancı öğrenciler stajyerlik yapabiliyordu. O yolla, 9 yıl boyunca bir taraftan çalışıp bir taraftan da eğitimimi tamamladım.

  • Louisiana caz müziğiöyle anılır hep, caza kaymadınız mı?

Yok! Hayatını klasik müzik üzerine kurmuş biriyim. Caza pek meraklandığımı söyleyemem.

  • Dönüş nedeniniz?

Benim bulunduğum yüksek lisans, doktora yaptığım yerler güneyde ve oldukça küçük şehirlerdi. Yabancı olarak varlığımı kanıtlayıp iyi bir noktaya gelmem çok uzun sürecekti. Türkiye’de de benim pozisyonumda insanlara ihtiyaç olduğunu düşündüm. Bilkent ve Eskişehir Üniversitesiyle görüştük, ikisinsden de olumlu yanıt geldi. Ama Eskişehir öne çıktı.

  • Aradığınızı buldunuz mu? Pişmanlık?

Döndüğüme hiç pişman olmadım. Yararlı olabileceğim pek çok ortam oluştu. Çok fazla proje oluştu, hiç durmadan yenileri ortaya çıkıyor. İsabetli bir karar oldu.

UZAKTAN EĞİTİM 4 YIL ÖNCE BAŞLADI

*Klasik müzikçisiniz ama hep yenilikçisiniz. Teknolojiyi çok etkin olarak kullanıyorsunuz. Klasik anlayışınız farklı mı? Kişisel bir merak mı?

Buluşçuluk meselesi bende hep omuştur. Nereden geldiğini söylemem zor… Çocukken hep ya bilim adamı ya da sanatçı olmak istediğimi söylemişim. Bilim adamlığı kısmı hep varoldu. Hem de şu ölçekte syleyim: Üç patentim var. Dördüncüsü için de çalışmasını yaptım ama henüz almadım. Normalde konservatuvar hocalarında patent alma gibi bir şey olmaz.

  • Teknolojiyle ilgili mi bu patentler?

Uzaktan çalgı eğitimiyle ilgili çalışmam da var. Uzaktan eğitim, Anadolu Üniversitesi’nin yıllardır yürüttüğü bir çalışma. Üniversite tecrübeli. Ben de ‘İsterseniz uzaktan çalgı eğitimi yapabiliriz, deneyebiliriz”, dedim.

  • Bu korona-karantina dolayısıyla mı gündeme geldi?

Yaklaşık dört yıl önce! Şu anda 18-20 program açmış olduk. Konservatuvardaki 20-25 hocayla çalışıyor bu alanda. İkiye ayırdım programı: Biri çalgı eğitimi. Keman, bağlama, piyano, flüt, aklınıza gelebilecek her şey var.

  • Sadece sesli eğitim mi veriyorsunuz?

Bizim hazır videolarımız var. Öğrenciler bunları izliyor. Ama bu videoları çok küçük adımlara böldük. Diyelim, ‘Uzun ince bir yoldayım’ parçasını öğrenecek, 8 ölçülü bir parça diyelim. Biz onu 2’şer ölçülük videolara böldük. Öğrenciden o videoyu izledikten sonra, kendi çalışını çekip ödev olarak bize göndermesini istiyoruz. Öğrenciler sadece bizim videolarımızı izleyip bir gün öyle çalmayı umut etmiyorlar. Her hocanın birebir sınıfı oluyor, o sınıftaki öğrenciden aldığı ödevleri yazarak, bazen video olarak bazen sesli mesaj göndererek değerlendiriyor. Öğrencilerle etkileşim devam ediyor.

  • İkinci eğitim hangisi?

Çalgı eğitmenliği. Amaç, konservatuvar mezunu olup da bir yerlerde çalgı eğitimi vermek isteyenler varsa, onların niteliğini artırmak. Onların üniversitedeki hocaları, danışmanları olarak yanlarındayız. Diyelim Trabzon’da, Adana’da ders vermeye başlıyor. Videosunu gönderiyor, bir sıkıntı yaşıyor ve danışıyor.

  • Milli Eğitim Bakanlığı haberdar mı?

Bu sene MEB’den bu iki programa bir ilgi oluştu, onlar da bu programları açmak istediklerini söylediler. Sonuna kadar gelirse,bu program bütün müzik öğretmenlerine açılmış olacak.

YETENEK İLK 9 YILDA GÖRÜLÜR

  • Zeka ve yetenek üzerine çalışmalarınız vardı, ne durumda?

Yaklaşık 10 yıldır üzerinde çalıştığım bir konu, halen gündemde, çünkü çok önemli. Çocukların müzik yeteneğini keşfetmek üzere yetenek testleri geliştirdim.

  • Müzik yeteneği doğuştan mıdır?

Çok tartışmalı bir konu. Müzisyenlerin çoğu, bunun aslında çalışarak gelişebildiğine, dolayısıyla doğuştan olmadığına inanıyor. Fakat bunu genellikle oldukça başarılı müzisyenler söylüyor, çünkü kendilerinde bolca yetenek var. Müzik yeteneği geniş bir kavram. Biizm ölçebildiğimiz müzik algısı. Bu da işitsel bir algı. Yani seslerin birbirinden farkını algılayabilmek ve akılda tutabilmeye dayalı. Edwin Gordon, çok önemli bir müzik psikologu. 1960’larda yarattığı bir müzik yetenek testi var. Halk arasındaki ‘Müzik kulağı‘ olarak bilinen müzik yeteneği için ‘Fiziki olarak var olmayan bir ortamda sesi hayalinde canlandırabilmektir‘ diyor. Ortada çalgı ve ses yok, ben la, si, do seslerini kafamda oluşturacağım ve kafamda belki de çok sesli olarak çalabileceğim.

  • Besteci için Beethoven örneğini biliyoruz…

Müzik eğitimi alan biri için de çok önemli. Müzik yeteneğiyle uğraşan biri olarak, bazı çocukların diğerlerinden sesleri ayırt edebilme, akılda tutabilme konusunda çok daha becerikli ve avantajlı olduğunu görüyorum. Gelişebiliyor, ama bazısında yavaş bazısında hızlı olduğunu biliyoruz. Müzik yeteneği, ölçülebiliyor.

  • Herkes çalabilir mi?

Herkes çalsın ki, yeteneğiyle tanışabilsin. Bir yaştan sonra nasıl boyunuz uzamıyorsa, bu tür yetilerimiz giderek gelişen yetiler değil. Kulakta, 9 yaşına kadar sesleri ayırt etme konusunda bir potansiyel oluşuyor. Bu yaşa kadar alınan eğitimler ve çevre çok önemli. 9 yaşından sonra, sadece elimizde olanı işlemeyi öğreniyoruz.

  • Konservatuvar eğitimi erken mi başlamalı?

Bizde 5. sınıfta başlıyor, gayet yerinde. Daha erkenden de çocukların iyi müzik kurslarında müzik eğitimi almalarını öneririm.

ÇOCUK BESTECİLER YARIŞMASI

  • Yeni çalışma var mı?

Bu yıl iki önemli çalışmam oldu. İkisi de çocuklarla ilgiliydi. Son yılarda daha çok çocukara kanalize olduğumu söyleyebilirim. Bir taraftan konser çalışmalarım devam ederken bir taraftan da çocukların klasik müzikle ilişkisini sağlamak üzere birşeyler yapıyorum.

  • Ozart Akademi’nin yeni bir işi oldu mu?

23 Nisan’da İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin üslendiği yarışmanın yürütücüsü Ozart Akademi oldu. 129 başvurunun olduğu yarışmanın jüri üyeleri Turgay Erdener, Cihat Aşkın, Çiğdem Erken, Derya Türkan, İbrahim Yazıcı ve Ozan Evrim Tunca’ydı. 7-9, 10-12 ve 13-15 yaş gruplarında üç kategori vardı. Çocukları kendi yaptıkları özgün besteleri değerlendirildi. Amaç, çocuklara ’Beste yapmayı hiç denediniz mi?‘ sorusunu sormak, onların ilk bestelerini yaptırmak,z aten yapanlar varsa onlarla tanışmaktı. Ozart Akademi, ödül alan 3 çocuk dışında finale kalan 25 çocuğun her biriyle iletişim halinde, ayrı ayrı çeşitli ödüller verdi. Katılanların çoğu İstanbul dışındandı. Kazanan 3 isim ise İzmir, Antalya ve Bursa’dan katılmıştı.

BEZ BEBEK YERİNE BEZ KEMAN

  • Yine bir yenilik haberi geliyor, eminim…

Bu yıl yaptığım çalışmalardan biri, Bez Çalgılar Projesi… Bez bebekler vardır ya, evde anneler yapardı, içine pamuk dodururlar. Biz Eskişehir’de ev kadınlarının oluşturduğu bir kooperatifle anlaştık. Hangi kumaşları kullanacaklar, şekli ne olacak, vs gösterdim. İçine de gerçek yorgan pamukları yerleştirdiler. Hatta oyuncak testinden geçtiler. Aslında bir bakıma adı, 3-6 yaş çocuklarının sarılarak uyuyabilecekleri çalgılar olsun projesi. Çok özel bir proje. Geçen yaz neredeyse tümüyle bununla uğraştım.

  • Çok önem vermişsiniz belli ki…

Benim de oğlumun 1-2 yaşından itibaren sarılıp uyuduğu bir eşeği vardı. Ben de dedim ki, neden bu bir keman olmasın? Sonra onun sesini merak edebilir. Yastık gibi yumuşacık bir şey, sarılıp uyuyabiliyor. Bezden dost oluşturduk.

  • Sesi ve telini nasıl çözüyorsunuz?

Sesi ve teli yok. Bez bebek keman gibi bir şey. Çalgıyla tanıştırıyoruz aslında. Oradaki asıl olay şu: Çocuklar bunlarla beraber yaşamaya alışsınlar. Sarılsınlar, dost olsunlar. Sonra tabi ki, annesine bunun ses nasıl diye soracak ve annesi de keman sesi dinletecek. Şöyle bir özelliği de var: Ortasında bir oyuk var, yay yerleşiyor ve çocuk ön kol çalışmayı öğreniyor.

  • Seri üretim var mı?

Ozart Akademi, bunun he yürütücüsü oldu, hem de eğitim paketi hazırladı. Çocuk, 4-5 yaşına gelince o kemanı nasıl tutacağını öğrenecek ve bir çocuk şarkısını, mesela ‘yağ satarım bal satarım‘ derken, bir öretmen de ona nasıl yay kullanacağını gösterecek.

  • Erken yaşta keman öğretme yollarından biri mi olacak?

Suzuki eğitimi var biliyorsunuz, 3-4 yaşındaki çocuklara ilk önce sünger kemanla başlatırlar. Oturmayı, ayakta durmayı, kemanı omzuna yerleştirmeyi, öğretmenin sözünü doğru zamanlarda dinlemeyi, yayını koluna nasıl yerleştireceğini göstermek için oyuncak gibi bir şeyle başlarlar. İşte o tadı yakaladık. Onun bir öncesi hazırlık elğitim paketi oluşturduk. Videolar da pek yakında youtube’ta yayınlanmaya başlayacak. Bez kemanlar Türkiye’ye yayılmaya başladı.

  • Nasıl ulaşacak çocuklar?

Bir müzik şirketi dağıtımını yapacak, inşallah tüm yurttan pek çok cocuk ulaşabilecek.

*Sadece keman mı? Diğer çalgılar, nefesli sazlar falan da var mı?

Şimdilik sadece yaylı ailesini yaptık: Keman, viola, viyolonsel ve kontrbas. Hepsini yaptık. Kocaman kontrbas için de sünger kestirdik, çok güzel bir şey oldu gerçekten. Kalıcı bir şey olacağına inanıyorum. Bu yolla da hem güvenli bir şekilde hem de çok fazla çocuğun hayatına çalgıları sokmuş olacağız.

KARİYERİM KLASİK MÜZİĞİ TANITMAK

  • Akademik kariyerinizde master ve doktora konunuz neydi? Halen hangi dersleri veriyorsunuz? Yaylı Çalgılar Ana Sanat Dalı öğretim üyesi mi diyeceğiz?

Çello Etüt kitapları, yani eğitim materyali üzerine tez yazdım. Daha çok çello eğitim materyalleri üzerine çalıştım.

Kariyerimde öğretim üyesi demeniz yeterli. Toplumda, beni tanıdıkları ana nokta çello sanatçısı ve akademisyen olmam yanısıra, klasik müziğin doğru tanınması, yayılması ve daha fazla insan tarafından yararlanabilmesi için çalışmalar yapıyor olmam. Tanındığım noktalar bunlar.

ÇALMAYI DEĞİL DİNLEMEYİ SEVDİĞİM ESERLER VAR

  • En sevdiğiniz eser?

Biz profesyonel müzisyenlerin en sevdiği eser olmuyor. Çünkü bizim i çin bu bir zevk meselesi değil, meslek. Biz çoğunlukla pek çok bestecinin pek çok eserini beğeniyoruz. Onlar içinden beğenilecek noktaları bulmak ve insanlara sunmak bizim işimizin bir parçası. En sevdiğim eser diyebir şeyim yok. Ama dinlemey en çok sevdiğim eserler dediğim zaman size birkaç şey söyleyebilirim. Bir numaralısı, Simetana’nın Mouldana adlı senfonik eseri. Volga nehri üzerinden br anlatım. Volga nehrinin geçtiği yerler üzerinden ülkesine olan hasretini, sevgisini anlattığı bir eser. Dvorjak’ın Slav Dansları No. 2. Pek çok insanın tanıdığı bir parça. Özellikle Ayla Erduran’ın keman piyano düzenlemesi olarak seslendirdiği versiyon, çok sık dinlediğim eserlerden biri. Piyanist Horowitz’den Sensans’dan (Saint Saens) Dance Macabre eserini sıklıkla dinliyorum. Piyanist Sokholov’dan Beethoven’in Tempest sonatının bölümlerini dinliyorum.

DÜKKANINI AÇMAKTAN VAZGEÇMEYEN ESNAF GİBİ

  • Günde kaç saat çello çalıyorsunuz?

Her gün çello çalma fırsatım olmuyor. Ama ben çello çalmayı çok seven hocalardan biriyim. Hem hocalık yapıp da her gün 2-3 saat çello çalışan çok sayfa hoca olmayabiliyor. Ama ben onlardan biriyim. Bu, benim için çocukluğumdan gelen bir tür bağ… Ben 12-13 yaşındayken de her gün açıp çello çalışıyordum, şimdi 47 yaşındayım hala aynı şeyi yapıyorum. Bir tür eski esnafın kepengini açması, dükkanının tozunu alması, pek çok değişen şeye rağmen hep aynı yerde çalışmayı sürdürmesi gibi hoş bir duygu benim için.

  • Evde oturanlara ne önerirsiniz?

Kulaklıkla dinlesinler. Müzik bir taraftan ş yaparken de dinlenebiliyor. Ama kulaklıkla yarım saat dinlemesinler. Mesela Şostokoviç’in 10. Senfonisini bir dinlesinler bakalım. Ya da Mhaler’İn 5. Senfonisini. Sonra Simetana‘dan Moldou’yu dinlesinler. Bunlar, hemen onların hayatlarında, yüreklerinde zenginleşme yaratacak şeylerdir. 

Ne Düşünüyorsun?

Yorumlar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Loading…

0

Comments

0 comments

pkk’ya-katilim-tarihin-en-dusuk-seviyesinde-–-haberturk

PKK’ya katılım tarihin en düşük seviyesinde – Habertürk

krizin-kazanani-teknoloji-devleri-–-dunya-gazetesi

Krizin kazananı teknoloji devleri – Dünya Gazetesi