in

Lenin ve dış politika – soL Haber Portalı

lenin-ve-dis-politika-–-sol-haber-portali

“Lenin ve Dış Politika” başlığını taşıyan yazı Sovyet Dışişleri Halk Komiseri Çiçerin* tarafından kaleme alınmış, Lenin’in ölümünden kısa bir süre sonra, 30 Ocak 1924 tarihinde İzvestiya gazetesinde yayınlanmıştır. Çiçerin’in Lenin’le ilgili anıları, devrimin ülkesini yaşatmak ve burjuvaziye taviz vermemek arasında kurulan hassas dengede bizzat Lenin’in müdahalelerinin ne kadar etkili olduğunu gösteriyor. Büyük devrimcinin bir devlet adamı olarak hızla yeni koşullara adapte oluşuna, kıvrak zekasına ve diplomasideki başarılarına dair bir anlatı.

leninism.su’dan aldığımız yazının Türkçe çevirisini Lenin’in 150. doğum yılı vesilesiyle ilginize sunuyoruz. 

Çeviri: Gözde Kök – Lütfiye Pehlivan 

Vladimir İlyiç’in dış politikasını tutarlı bir şekilde açıklamanın henüz zamanı gelmedi.1 Sovyet Cumhuriyeti’nin tutarlı bir dış politika sistemine sahip olduğu uzun zamandır herkes tarafından kabul edilmektedir. Bu, Sovyet iç politikasından bile daha büyük bir yeniliktir. Ekim Devrimi’ne kadar kapitalistler tarafından sosyalist dış politikaya benzer bir program uygulama girişimi söz konusu olmamıştı. Ancak Vladimir İlyiç de hiçbir zaman Sovyet Cumhuriyeti’nin tüm dış politikasını sistematik olarak geliştirilmiş bir plan şeklinde açıklamamıştır. İlyiç, bu politikanın inceliğini ve bütünlüğünü zihninde barındırıyordu. Bu alandaki görüşlerini sayısız somut durumlarda açıklamıştır. Yalnızca birkaç genel ilke, dış politikanın bazı temel kavramları genel bir biçimde ortaya konmuştur. Ancak sonraları Lenin’in işleri yönettiği dönemde dış politikaya yönelik tüm materyaller toparlanacak, sistematize edilecek ve günümüzün bir dizi hassas sorunu tarihe mal olduğunda, Lenin’in onu kavradığı şekliyle Sovyet Cumhuriyeti’nin dış politikasının tutarlı sistemini yeniden kurmak mümkün olacaktır.

Vladimir İlyiç’in devlet hayatının her bir alanına aktif olarak katıldığı dönemde çalışma alanımda onunla neredeyse sürekli temas halindeydim. Cumhuriyetimizin ilk yıllarında, onunla doğrudan konuşmalarımıza ek olarak günde birkaç kez önemli günlük diplomatik meselelerin tüm ayrıntılarını tartıştığımız, bazen çok uzun süren telefon görüşmeleri yapardım. Vladimir İlyiç, derhal her sorunun özünü kavrayarak ve onu geniş politik bir bağlamda ele alarak her daim konuşmalarında diplomatik durumun en parlak analizini yapardı, önerileri ise (çoğu zaman anında muhatap hükümete cevap metni olarak sunardı) diplomasi sanatının ve diplomatik esnekliğin en güzel örneklerini teşkil ederdi.  

V. İ. Lenin ile dış politika konusunda ilk olarak Alman ültimatomunun2 ardından müzakere döneminde temasa geçtim. Hepimiz için yeraltı devrimci partisinin eski görüşlerinden iktidardaki hükümetin gerçekliğine olan dönüşüm oldukça zor oldu. Vladimir İlyiç ile ilk görüşmem sırasında henüz “müstehcen” bir barış imzalama gereksinimine boyun eğmeyi başaramamıştım. Ancak, içimde bir dönüşüm yaşadım ve Brest-Litovsk’a gittim. Pskov’dan önceki son istasyonlardan birine vardığımızda, kaçan Çarlık ordusunun daha fazla ilerlememize olanak tanımamasından dolayı neredeyse bir gün beklememiz gerekti. Burada Vladimir İlyiç’ten aşağı yukarı şu içerikte bir telgraf aldık: “Eğer tereddüt ederseniz, bu kabul edilemez bir şey olur.” Ona, irademiz dışında orada tutulduğumuzu ve ilk fırsatta devam edeceğimizi söyledik. Hükümetin Petrograd’dan (şimdi Leningrad) Moskova’ya tahliyesi sırasında Brest’ten döndük. Yeni yerimde, hemen Vladimir İlyiç ile yakın temas kurdum ve kendisine düzenlenen suikast girişimine kadar onunla birlikte çalıştım.

Onun eşsiz politik gerçekçiliği bizleri izlenimlere teslim olma eğilimi kuvvetli bazı yoldaşların düştüğü hatalardan sıklıkla kurtarmıştır.

Brest anlaşmasından sonra Alman birlikleri, herhangi bir sınır çizgisine bakmaksızın, vilayetlerin sınırlarını tanımadıklarından Ukrayna tarafından adım adım ilerlediler.

Vladimir İlyiç’in kişisel müdahalesi sayesinde panik ya da umutsuzluk taşıyan bazı konuşmaların önüne geçildi. Bunun yerine hükümetimiz Vladimir İlyiç’in tavsiyesi üzerine mevcut dayanılmaz duruma yönelik bir yönerge ve yeni müzakereler önerisiyle Alman hükümetine başvurdu. Bu, Ağustos ayında Almanya ile yapılan ek anlaşmalarla sona eren müzakerelerin ve işgal altındaki bölgelerin Almanlar tarafından tahliye edilmesinin başlangıcı oldu. Vladimir İlyiç, karşı tarafın aşırı taleplerine bir sınır koymak gerektiği durumlarda doğru zamanda tavizleri sertlikle birleştirerek bu müzakerelerin karmaşık seyrini özenle takip etti.

Alman askeri monarşisinin temsilcisi Kont Mirbach’ın devrimci başkent Moskova’da bulunuşu doğal olarak sonu gelmez zorluklara ve bazen de neredeyse içinden çıkılmaz durumlara yol açtı. Vladimir İlyiç bu sonu gelmez zorlukların çözümünde Brest-Litovsk Antlaşması’nın imzalamasına ilham veren aynı eşsiz politik gerçekçiliği devreye soktu. Vladimir İlyiç, içinde bulunduğumuz durumun zorluğunu ve taviz verme zorunluluğumuzu dikkate alarak devletimizin haysiyetine saygı duyulmasını güvence altına almış ve ötesinde sertlik gösterilmesi gereken sınırı iyi bilmiştir. “Bu talep abes, bunu yerine getirmeye gerek yok,” derdi bazen. Bu arada, savaş esirlerinin takası ile ilgili müzakerelerde sık sık sürtüşmeler oluyordu. Bu müzakerelerin ayrıntılarına şahsen müdahale eden Vladimir İlyiç, tavizlerin gereksiz olduğu sınırları saptıyordu.

En zor zaman ise, Alman ordusunun derhal saldırıya geçeceğinden endişelendiğimiz Kont Mirbach’ın öldürüldüğü zamandı. Bu zamanda Vladimir İlyiç ile birkaç uzun görüşme yaptım. Vladimir İlyiç, Almanya için Moskova’ya bir saldırının ne gibi zorluklar yaratacağını tamamen doğru bir şekilde ortaya koydu. Vladimir İlyiç, Alman hükümetinden gelen bir Alman silahlı müfrezesinin Moskova’ya girmesi talebini reddetmenin gerekli olduğunu düşünerek cevabımızın sonuçlarını tam bir sakinlikle bekledi. İçgüdüleri Lenin’i aldatmadı ve elde edilen uzlaşmanın sonucu benimle görüşmelerinde yaptığı durum değerlendirmeleriyle bağdaştı.

Ağustos ayında İtilaf devletleri Arhangelsk’i ele geçirip oradan güneye doğru ilerleyerek, Çekoslovakların yardımıyla doğuya doğru hareket ederek ve güneyde Alekseyev’in “gönüllü ordusunu” ileri iterek bize gerçek bir savaş açtığında Vladimir İlyiç, ilerleyen İtilafın saldırısını zayıflatmak için savaşan iki emperyalist koalisyonun düşmanlığını kullanma girişiminde bulundu.

Vladimir İlyiç ile yaptığımız uzun bir toplantıdan sonra, güneyde Alekseyev’e karşı ortak eylemde bulunmak ve bizimle yapacakları anlaşma doğrultusunda Beyaz Deniz yakınlarındaki İtilaf birliklerine saldırmak için bir Alman müfrezesi sevkiyatı olasılığı hakkında teklifte bulunmak üzere yeni Alman Büyükelçisi Helfrich’e gittim. Bu planın daha da geliştirilmesi, Helfrich’in ani gidişiyle kesintiye uğradı.

Bu ilk zorlu dönemde Berlin’deki diplomatik faaliyetlerimizin temel aracı Alman iş çevrelerinin Sovyet Cumhuriyeti ile ekonomik iş birliğine olan ilgisiydi. Bu politikayı zekice yürüten Joffe Alman iş çevrelerine Rusya’yı ikinci bir Ukrayna’ya çevirerek onu bir çöle dönüştüreceklerini ve kendilerini yeniden dirilen Sovyet Rusya ile yapacakları ekonomik iş birliğinin tüm avantajlarından mahrum bırakacaklarını belirtti. Bu bağlamda, Vladimir İlyiç ilk kez yabancı sermayeyi çekmeye ve ona büyük imtiyazlar vermeye yönelik planlarını somutlaştırdı. Bu konuda Vladimir İlyiç ile son derece ilginç konuşmalar yaptım. Nihayetinde yoldaş Bronskiy tarafından geliştirilmiş gibi görünen yabancı sermayeye imtiyaz verme planı aynı zamanda Alman hükümetine ve beraberinde Bronskiy’i Amerika’ya götüren Amerikalı arkadaşımız Albay Raymond Robins’e takdim edildi.

Bu ilk dönemde içinde bulunduğumuz durumun eşsiz zorluğu bir yandan galip Alman emperyalizminin bize yaptığı baskıdan, diğer yandan İtilaf devletlerinin taleplerinin giderek daha fazla sıkıştırmasından kaynaklanıyordu. Vladivostok’un Japonlar tarafından işgali hakkında İtilaf temsilcilerine yapılan ziyareti hatırlıyorum. Vladimir İlyiç daha sonra bana kendisi müdahaleye başlayan İtilaf devletlerinin ikiyüzlü beyanına yarı diplomatik, yarı sarkastik bir cevap vermeyi önerdi.

O zamanki temel kaygımız, soluklanmayı mümkün olduğunca uzatmak ve İtilaf devletlerinin bize karşı beklenen adımlarını geciktirmekti. Başarısız olsa bile İtilaf ile en azından bizi tehdit eden müdahaleyi geciktirebilecek olan anlaşmaya varma girişimlerim sırasında Vladimir İlyiç bana günlük telefon görüşmelerimizde inanılmaz esneklik ve düşmanın darbelerinden kaçma yeteneği sunan en doğru tavsiyeleri verdi. Yine kişisel müdahalesi sayesinde ortaya çıkan keskin köşeleri yuvarlayabilmek mümkün olmuştu. Fransız Büyükelçisi Noulens’in yaklaşmakta olan müdahale hakkındaki gazete röportajından sonra, onun geri çağrılmasını talep ettik ve onu özel biri olarak gördüğümüzü bildirdik. İlk başta iletişimden mahrum bırakmak gibi yöntemlerle ona karşı bir dizi misilleme yaptık, ancak bununla mümkün olan her şekilde kazanmaya çalıştığımız zamana zarar verebileceğimizi hemen fark ettik. Vladimir İlyiç, istenmeyen sonuçlar yaratabilecek gereksiz misillemeleri durdurmak için derhal müdahale etti. Yine, onunla ilginç konuşmalar yaptıktan sonra boşuna uzlaşmaya çalıştığımız Fransız askeri misyon şefi General Lavernham’la uzun bir görüşme gerçekleştirdim. Son güçlerini umutsuz bir çatışmaya sevk eden Fransa her ne pahasına olursa olsun Doğu Alman cephesini yeniden kurmak istiyordu. Hem Lavernham’la yaptığım görüşmede hem de başka durumlarda yeniden savaşa başlamamızın imkânsız olduğu yolunda tüm söylediklerim, İtilafın bize rağmen bile olsa Almanya’ya karşı bir Doğu Cephesi yaratma konusundaki arzularının yeniden ilan edilmesiyle sonuçlandı. Bu konuşmalarda Vladimir İlyiç Fransa için kıta askeri politikasının ne kadar büyük önem taşıdığı konusunda gözümü açtı. Vladimir İlyiç’in Lubersac’ın3 (1922’de Stinnes ile ünlü bir anlaşmaya girenin akrabası) ziyaretine gösterdiği ilgiyi özellikle hatırlıyorum. Bu genç Fransız subay, yeni Rus Halk Ordusu’nun, yani Kızıl Ordu’nun gözle görülür ilk filizlerine yönelik hayranlığını dile getirmişti. 

Vladimir İlyiç, aynı zamanda İngiltere’nin evrensel rolünü değerlendirirken, özel olarak bize gönderilen Lockhart aracılığıyla kendisiyle anlaşmaya varma girişimlerimizi dikkatli bir şekilde takip etti. Bir zamanlar bu anlaşma Çekoslovakların isyanı İngiltere’nin aktif müdahalesine neden olana kadar mümkün görünüyordu. Vladimir İlyiç benimle yaptığı bir görüşmede, İngiltere’nin sırayla bize karşı herkesle müzakere etmeye çalışacağı öngörüsünü bildirmişti. Bu esnekliğiyle İngiltere’nin bizimle de anlaşmaya varmaya çalışacağını söyledim. Vladimir İlyiç ise: “Bizimle diğerlerinden sonra, en son bu işi yapacak,” diye cevap verdi.

İtilaf devletleri gizli çalışmalarını ve ülkemizdeki ayaklanmalara neden olma girişimlerini güçlendirerek bize açık bir saldırı başlattığında, Vladimir İlyiç bu bir dizi güçlü darbeye cevap vermenin gerekli olduğunu düşündü. Böyle zamanlarda esneklik değil anlık güç kullanımı uygulanmalıdır. Ancak, bu kitlesel tutuklama vs. zamanlarında Vladimir İlyiç gereksiz karışıklık oluşma ihtimalini önleyerek her zaman ihtiyaç duyulan yerde esneklik uygulamıştır. Ayrılmaları gerektiğine ikna ettiğimiz Vologdo’da oturan İtilaf elçileri Moskova’ya gitmeleri yönündeki teklifimizi reddettiler. Sonuç olarak, Rusya’dan ayrılmaları doğru bir şekilde gerçekleştirilmiş oldu ve bu da hükümetleriyle ilişkimizi sürdürmemizi kolaylaştırmış oldu. İtilaf ile ilişkilerin zirveye tırmandığı anlarda Vladimir İlyiç, ilk olarak İtilafa barışçı tekliflerle yönelmemiz konusunda ısrar etti. İlk kez Amerikan Konsolosu aracılığıyla İngiltere’ye gerçekten ne istediğini sorduk. Sonra bize dost olan Norveç misyonunun sekreteri Christiansen aracılığıyla resmi barış önerisini gönderdik.

Alman İmparatorluğu’nun çöküşü sırasında, Vladimir İlyiç’in aldığı ilk karar Alman halkına yabancı emperyalist güçlerin işgaline karşı bir halk savaşı için yardım teklifi olmuştu. Fakat Alman Cumhuriyeti farklı bir yol izledi. Vladimir İlyiç’e Haase ile doğrudan bir hat aracılığıyla yaptığım konuşmaların kaydını okuduğumda bana: “Hiçbir işe yaramayacak, buna son vermek gerek,” dedi.


İtilaf o zamanda Alman birliklerinin İtilaf birliklerinin gelişine kadar yerlerinde kalmasını istedi. Böylece kendileri güç aktarabileceklerdi. İtilaf kararlarını yerine getiren Alman Cumhuriyeti, bize karşı bir müdahalenin hazırlanmasında aktif olarak yer aldı. Haase ve Kautsky’nin politikası bu şekildeydi. Fakat Alman birlikleri, üstlerinin komutalarını dikkate almayarak evlerine gittiler.

Alman birliklerin ayrılmasına paralel olarak ulusal sovyet cumhuriyetleri kuruldu. Vladimir İlyiç’in ulusal programı ilk kez burada hayata geçirildi. Bu plan o esnada “tek bölünmez” Beyaz Muhafız Rusya’yı desteklemekle küçük milletlerdeki karşı devrimci hareketlerin gelişmesine katkıda bulunmak arasında gidip gelen karşıtlarımızın üzerinde ciddi bir etki yarattı. İtilaf politikasının, özellikle de Fransız politikasının bu iç çelişkisi, düşmanlarımız için ölümcül bir rol oynadı.

Vladimir İlyiç tüm bu müdahale süreci boyunca düşmanlarımıza barışçıl önerilerle hitap etmemiz konusunda ısrarcı oldu.

Zayıflık izlenimi vermekten endişelenmiyordu. Aksine, bunun İtilaf ülkelerindeki militan müdahaleciliğe karşı baskı uygulamanın en güçlü araçlarından biri olduğunu düşünüyordu.

Prens Adaları Konferansı’na4 davet edileceğimize ilişkin ilk haberler ulaştığında, Vladimir İlyiç bu kez davetin elimize ulaşmasını beklemeden İtilaf devletlerine kendi teklifimizle gitmemiz gerektiğini belirtti. Burada ilk kez gelişmiş bir biçimde İtilaf güçlerinin ekonomik çıkarlarına hitap etme düşüncesini ifade ediyordu. Bu düşünce dış politikada Vladimir İlyiç’in giderek gelişen açılımlarından biri haline geldi. Vladimir İlyiç’in konuyu bizzat uzun uzadıya tartışmasının sonucu olarak ortaya çıkan 4 Şubat 1919 tarihli notada ilk kez borçlarımızı tanımayı kabul ettik, ancak bu tanımanın nasıl hayata geçirileceği hususunu ucu açık bıraktık ve İtilaf devletlerine doğal kaynaklarımızla ilgili imtiyaz önerdik. Bu program Amerikan temsilcisi Bullitt’a sunduğumuz tekliflerde daha da gelişti. Bullitt’e sunduğumuz teklifin her bir kelimesi Vladimir İlyiç tarafından özenle incelendi; bu şekilde teklifin yürürlükten kalkacağı tarih belirlendi. Vladimir İlyiç o zaman şöyle demişti: “Eğer şimdi teklifimizi kabul etmezlerse, bir başka sefer bizden bu kadar avantajlı teklif alamayacaklar.” 

Birkaç ay geçti ve Vladimir İlyiç’in aktif katılımı ile komşularımıza, yeni oluşturulan burjuva Baltık devletlerine ve Finlandiya’ya barış teklifleri götürdük. Bu, resmi olarak bu ülkelerdeki Sovyet hükümetlerini tanımaya son verdiğimiz anlamına geliyordu. Bu bir kez daha dış politikamızda Vladimir İlyiç’in emsalsiz esnekliğini ve politik gerçekçiliğini ortaya koyan bir dönüm noktası oldu. Yanı başımızda burjuva devletlerin nihai oluşumunu hesaba katmamız gerekirdi. Ve Vladimir İlyiç kesin ve açık bir şekilde komşularımızla barış politikası ve dostane ilişkiler teklif ediyordu.  

Bizimle ilk ateşkesi daha sonra da anlaşmayı imzalayan Estonya oldu.5 Bir kez daha Vladimir İlyiç’in görüşmelerin tüm detayına nasıl hakim olduğunu hatırlıyorum. Hayati olmayan konulardaki direnci ortadan kaldırdı, barış için önemli tavizlerde bulundu; ama aynı zamanda karşı tarafın abartılı tüm tacizlerini reddetti. 

1920’de bazı yoldaşların kararsızlığı karşısında Finlandiya’ya Pechenga bölgesinin verilmesi konusunda ısrarcı oldu. 

1919 yılı sonundan itibaren büyük İtilaf devletleri ile ilişkileri yeniden ele almaya başladık. Litvinov yoldaş Kasım ayında Kopenhag’a gitti, ve 1920 başında Krasin yoldaş Londra’ya geçti. Vladimir İlyiç karşı tarafın herhangi bir tuzağına karşı en üst düzeyde bir dikkatle ve tüm önerileri özenle gözden geçirerek kararlı biçimde İngiltere ile bir ticaret anlaşmasına yönelmişti. 1920 ortasında Krasin yoldaş Londra’dan Lloyd George’un dört koşulu ile gelince,  Vladimir İlyiç bunların genel hatlarıyla anlaşmanın temeli olarak kabul edilmesi konusunda ısrarcı oldu. Ordumuzun Varşova’ya doğru ilerlediği günlerde Vladimir İlyiç Lloyd George’un ültimatomlarına bize büyük bir zarar veremeyeceğini hesaba katarak aşırı derecede soğukkanlı biçimde tepki verdi. 

Konferans sürecinde belli bir anda İngiliz-Fransız teklifi haline gelen İngiliz teklifi üzerine Vladimir İlyiç’le ilginç birkaç sohbetim oldu. Fransa bu anda bir süre için (beklenmedik biçimde Vrangel’i tanımalarına kadar) bize yönelik ılımlı bir tavır sergiledi ve İngiltere ile bir barış konferansı konusunda anlaştı. 

Vladimir İlyiç böyle bir teklifi bizim için çok büyük avantajlar sağlayacak bir teklif olarak değerlendirdi; yine de büyük bir “ama” vardı: Böyle bir konferansta bizim Baltık devletleri ile ilişkilerimizin görüşüleceği varsayılıyordu. Diğer bir değişle, İtilaf devletleri komşularımızla ilişkilerimizde üst hakem haline geliyordu. Bu nedenle,  İngiliz-Fransız konferansını bütünüyle haklı bir şekilde reddettik. O zaman Vladimir İlyiç Alman sermayesiyle işbirliği alanındaki ilk girişimlere derin bir ilgiyle yaklaştı.  

Polonya ile görüşmelerin başlamasıyla birlikte Vladimir İlyiç şahsen çok iyi bir fikir ortaya attı: Polonya’ya Clemanceau ve Curzon’un teklif ettiğinden daha fazla toprak teklif etmek. Ve Riga görüşmeleri sırasında Vladimir İlyiç sunulan teklifin detayları ile ilgili telefonda bilgi aldı ve sonunda mevcut haliyle anlaşmanın imzalanması konusunda ısrarcı oldu.  

Vladimir İlyiç’in doğu politikamızın her bir adımına nasıl muazzam bir ilgiyle yaklaştığını anlatmaya kelimeler yetmez. Onun ilk Afgan olağanüstü elçisi ile uzun görüşmesini hatırlıyorum. Ayrıca Vladimir İlyiç’in Türkiye ile Moskova görüşmelerini ne kadar dikkatle takip ettiğini, her akşam gün içinde ne yapıldığı konusunda benden nasıl rapor aldığını, ve bu görüşmelerin kaderi konusunda nasıl canlı bir ilgi gösterdiğini hatırlıyorum. İran yönetimiyle de dostça ilişkileri kurmak için inatçı bir politika yürütmüştü.  

1921 yılında İngiltere ile bir ön anlaşmanın imzalanmasından önce uzun uzadıya tartışmamız gerekmişti. Vladimir İlyiç kategorik olarak anlaşmanın imzalanmasından yanaydı. Ancak 1921 yılında dış politika meselelerine kişisel katılımı gözle görünür ölçüde azalmaya başlamıştı. Onun katılımı yerini sonunda kolektif değerlendirmeye bırakmıştı, çünkü Vladimir İlyiç geçmişe göre çok daha az meselelerin detaylarına dahil oluyordu. Öte yandan Amerikan Yardım Yönetimi6 ve Nansen’le yapılan açlık çekenlere yardım konusundaki görüşmelere hararetli bir katılım gösterdiğini hatırlıyorum. 

1921/22 kışında Vladimir İlyiç uzun süre şehir dışında kalmış olsa da, Cenova Konferansı ile ilgili meselelerle yakından ve hararetli bir şekilde ilgilendi. Bu konuda bir dizi not yazdı, ve Cenova’daki konuşmalarımızın genel içeriği onun kişisel notlarına dayanılarak hazırlandı. Borçlar sorununu, bu sorunu bize verilecek olan kredilerle ilişkilendirerek çözme fikrini ortaya atan o oldu. Cenova’ya yola çıkmadan önce konferansın basına açık bölümünde yapacağımız konuşmanın içeriğini tartışırken ve önceki konuşmalarımızın ruhuna uygun olarak kınamalar gündeme geldiğinde Vladimir İlyiç aşağı yukarı şunu yazdı: “Ürkütücü laflara lüzum yok”.

1922 baharında yurtdışından dönüşümden sonra  Moskova’da altı hafta geçirdim. En önemli konu Lozan Konferansı’na hazırlanan Türklerdi. Vladimir İlyiç’in son derece canlı katılımı ile Lozan’da savunacağımız program tartışıldı ve karara bağlandı. Bu onun uluslararası politikamıza son büyük katkısıydı. Vladimir İlyiç ile boğazlar meselesi hakkında yaptığım değerlendirme onunla yaptığım son değerlendirme oldu. Bu aynı zamanda onunla son yüz yüze görüşmemdi. 

30 Ocak 1924, Izvestiya

Ne Düşünüyorsun?

Yorumlar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Loading…

0

Comments

0 comments

turistler-yeme-icme-ve-ulastirmaya-yaklasik-2-milyar-dolar-harcadi-–-hurriyet

Turistler yeme-içme ve ulaştırmaya yaklaşık 2 milyar dolar harcadı – Hürriyet

tcmb’nin-politika-toplantisindan-ne-bekleniyor?-–-bloomberg-ht-–-bloomberght

TCMB’nin politika toplantısından ne bekleniyor? – BLOOMBERG HT – BloombergHT